Yine yollardan bildiriyorum. Yetişmem gereken bir yer var ve yetişemeyecek olmak çok kötü. Yine de yetişmek için koşturacağız.

Bu sırada size bu dönemde öğrendiğim çok onemli üç şey söyleyeceğim, bendeki çağrışımlarından bahsetmeden…


Birincisi bir hikaye; Hazreti Ebûbekir yolda bir ceviz için kavga eden iki çocuk görmüş. Çocukları ayırmış. Cevizi kıracak, çocuklara pay edip aralarındaki tartışmaya son verecekmiş. Cevizi kırmış. Ama cevizin içi boşmuş. Ve söylemiş; “İşte Dünya hayatı bu içi boş ceviz gibidir. Onun için kavga edersin ama eline hiçbir şey geçmez”


İkincisi bir kitaptan alıntı; “…Onun mânevî derecesi; korkuyla süslenmiş sevgi karışımı bir makam ile mânevî yükseliş arasındadır. Onun korkudan kaynaklanan sevgisinin asıl menşei, Sidre-i müntehâda Cenâb-ı Hakk ile konuşurken duyduğu haşyetle (yücelik karşısında duyulan gönül titremesi) kulluğa yönelişidir.”


Üçüncüsü ise…


Güneş henüz batıdan doğmadı
Tövbe kapısı da kapanmadı…

Dora’s Reaction

…Yani biraz bıkkınlık gelmeli. Yani o kişiye son bir bakış atma durumun olacaksa şayet, o bakışın şu mesaji vermeli:

Tamam sen şimdi önce benim çevremden bir yüz metre öteye git. Sonra istersen ip atla istersen benzin dök kendini yak, istersen arkamdan atıp tut, yani git sen kendi doğrularınla yaşa ama nooolur bak nooooolur benden uzak dur. Lütfen. Sanki hiç tanışmamışız gibi. Hiç hayatımda olmamışsın gibi.

İçine atmak diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?

Yoldayım bunu okurken. Yol boştu. Gündüz müydü akşam mı hatırlamıyorum.

Ama okuduğumda öyle bir şey hissettim ki. Böyle ağzım kasılı kaldı. Bağırarak gülmek istedim. Öyle mutlu etmişti bu laf beni.

Daha önce okusaydım bunu, ha evet güzelmiş derdim. Ama şimdi, ilaç gibi geldi.

Çok rahatladım. Sanki verdiğim tüm değerleri geri almıştım. Hatta hatta, artık kimseye ihtiyacım kalmamıştı-

Oha lan!

Evet!

Hiç kimseye ihtiyacım kalmamıştı! (Ondan başka)

Bu öyle bir rahatlamaydı işte. Tüm içimi yıkayıp gitmişti. İşte öyle gülesim geldi. İçimdeki enkaz kalktı. Dünyalara bile sarılacak kadar sevgim olduğunu hissettim, bir an da olsa. Çünkü sanırım o an kendimi sevdim. Kendime sarıldım. Kendi elimden tuttum. Kimseye ihtiyacım olmadığını hatırladım.

Öyle işte. Arada açıp okuyorum yine bu lafı. Her seferinde çok iyi ya diyorum, işte budur diyorum.

Arada kızmıyor değilim yine kendime. Bunları yazacak duruma gelmem bile onlara değer katıyor sanırım diyorum. Çünkü ben bu derece yoğun yaşarken onlar yine anlamayacak. Bilmeyecek ne kadar sevdiğimi, değerimi.

Ama sonra geçiyor. Dora’s reaction’ı hatırlıyorum çünkü. Onlara Dora’s reaction ile yanıt veriyorum. O zaman yatışıyorum..

Devamında, hayat işte bu zaten diyorum. Sen aslında onlara değer verip harcanmıyorsun. Yaşadıklarından dersler çıkarıp kendine değer katıyorsun. Yola çıkarken yanına erzak alıyorsun diyorum.

Öyle işte. Yazdım rahatladım. Ha bu arada, Dora’s reaction’ı unutmayın. O çok önemli. O birçok zehrin panzehiri. Acaba tevekkül mü bu?

Bakacağız.

Neyse. Çok iyi geldi bu bana:

İçine atmak diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?

Dora

…Dora’yla anlamıştık. Ortak bir hissimiz vardı:

Hiçbir şey hissetmemek

O şeyler bizi her nasıl yıprattıysa artık, bizim için sadece HİÇLİK ifade ediyorlardı. Onları ne anmak ne düşünmek içimizden geliyordu. Onları ne kötü hatırlıyorduk ne iyi. Onlar hiç miydi? Sanırım öyle. Kırgınlık bile hiçe bir değer katıyordu. Onu bile veresimiz yoktu.

Yorulmuştuk herhalde. Her şeyi anlamsız ve boş hale getirmişlerdi. Yapılacak en iyi şey oraya bakmamaktı. Yormamaktı kafayı.

Dora da çözümü böyle buluyordu, ben de.

…Sonradan anladım seni nasıl kırdığımı. Kendi kendime anladım. Eğer anladığım gibi ise seni sağlam kırmışım ve sesin çıkmamış. (çıktı gerçi)

Ya da ben yine çok düşündüm. Bilmiyorum. Ama Dora’yı kırmamak önemli. Çünkü o bana zarar vermez kırılsa da. Vermez ya da veremez. Ama veremez diye önemsememek olmaz.

Bilirsin işte:

Dora’s questions were really hard today…

KİMSEDEN BİR ŞEY BEKLEME

Söyleyeceğim meğer ne çok sey varmış diye şaşırmayacağım. Az çok biliyordum. Söylemem genelde. Söylemeyeceğim de, taşanlar dışında.

Yoldan bildiriyorum. Bir yere gideceğim. Yolda bir şeyler okuyacağım ama önce biraz yazmak istedim. Muhtemelen okumak istemeyeceğim bir şey yazacağım.

ÖL’den bahsetmiştim. Daha doğrusu sadece ismini zikredebildim. Kendisi aslında çok faydalı bir şey. Bir çeşit ahit, kendine verilen söz. Bu sayede nelere önem vermem gerektiğini biliyor olacağım ve kendime verdiğim sözleri hatırlayacağım, umarım.

Maddelerini yazmaktan biraz rahatsız oluyorum. Keşke hepsi direk kafama yazılmış ve uygulanıyor olsaydı.

Neyse

Daha önceleri kafama kazıdığım bir şey vardı: KİMSEDEN BİR ŞEY BEKLEME

Ya buna öyle inanmıştım ki. Gerçekten her türlü beklentim minimuma inmişti. Dünya, ben ve olaylardan oluşuyordu. Ben ve olaylara karşı sorumluluğum. İnsan faktörü çok edilgen kalmıştı. Gerçekten mutlu ve rahattım. Asıl değerli olan şeyin hissettiğim hissedeceğim iyi duyguların olduğunu anlamıştım.

Bak yine arada aklım karışıyor gibi bir şeyler oluyor ama buna hiç gerek yok. Bugünün mesaji çok net:

KİMSEDEN BİR ŞEY BEKLEME

Bugün de kafamda bir yeri bulduğuma inanıyorum.